Anasayfa | Kayıt | Giriş Hoşgeldiniz Ziyaretçi | RSS
[ Yeni mesaj · Üyeler · Forum kuralları · Arama · RSS ]
Page 1 of 11
Forum (Nığış) » GENEL BÖLÜM » Edebiyat Sanat » Karaçay-Malkar Edebiyatı
Karaçay-Malkar Edebiyatı
AssıTarih: Cumartesi, 24-12-11, 9:09 PM | Mesaj # 1
Albay
Grup: Admin
Mesaj: 93
Ödüller: 0
İtibarlarınız: 5
Konum: Dışarıda
Karaçay-Malkar Edebiyatı

Sovyet dönemi Karaçay-Malkar edebiyâtı, tabiatıyla Bolşevik ihtilâlinin gerçekleştiği 1917 yılı ile Sovyetler Birliğinin sona erdiği 1991 yılı arasındaki 74 yıllık uzun bir dönemde ortaya konulan bir edebiyât dönemini kapsamaktadır. Bu dönemde Karaçay-Malkar edebiyâtı muhteva bakımından ana hatlarıyla Bolşevik ihtilâlini ve Sovyet ideolojisini propaganda eden, Sovyet rejimi öncesi ve sonrasındaki hayatı mukayese eden, millî değerleri kötüleyen, sosyal tabakalar arasındaki çatışmaları anlatan, kollektif [kolhoz ve sovhoz] hayatına geçişi tasvir ve teşvik eden konuları ihtiva etmektedir.

Bunun dışında, II. Dünya Savaşı sırasında Almanlara karşı Sovyet vatanının müdafa edilmesi, bu savaş sırasında askerlerin, halkın ve fabrika işçilerinin gösterdikleri üstün gayretleri gibi temalar da bu dönemin belli başlı konuları arasındadır. Ayrıca bu dönemde birçok Sovyet-Rus yazar ve şairinin eseri Karaçay-Malkar Türkçesine tercüme edilmiştir.


Söz konusu bu beyannâmenin ilânından önce, Karaçay-Malkar Türkleri ve diğer Kuzey Kafkasyalılar, I. Dünya Savaşı sırasında Rusya’daki iç karışıklıkları fırsat bilerek istiklâllerini elde etmek için harekete geçmişlerdi. 8 Mart 1917 tarihinde Terek-Kala [bugünkü Vladikavkaz] şehrinde bir durumu gözden geçirme toplantısı yapılmış ve bunu müteakip 3 Mayıs 1917 tarihinde I. Kuzey Kafkasya Kurultayını toplanmıştı. Bu kurultay neticesinde “Birleşik Şimalî Kafkasya ve Dağıstan Dağlıları Birliği Merkez Komitesi” adıyla bir icra organı kurulmuş ve daha sonra bu icra organı 18 Eylül 1917 tarihinde Dağıstan’ın Andi kasabasında II. Kuzey Kafkasya Kurultayını gerçekleştirmişti. Karaçay-Malkarlı delegelerin de katıldığı bu kurultayın sonunda “Şimalî Kafkasya Millî Müessesan Meclisi” kurulmuş ve yakın bir gelecekte ilân edilecek olan “Birleşik Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti” anayasasının temel ilkeleri belirlenmişti.



“Rusya Milletlerinin Hakları Beyannâmesi”nin yayınlanması üzerine Kuzey Kafkasya Merkez Komitesi de 20 Kasım 1917 tarihinde Rusya’dan ayrıldığını ve bağımsız bir devlet olduğunu ilân etmiştir. Osmanlı hükümeti ile yapılan görüşmelerden sonra “Birleşik Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti”nin bağımsız bir devlet olduğu kabul edilmiş, 11 Mayıs 1918 tarihinde de bir nota ile bütün Batılı devletlere duyurulmuştur. Karaçay-Malkar Türkleri de bu devlet içerisinde yer almışlardır.


Bolşevikler Rusya’da idareye hâkim olduktan sonra verdikleri sözde durmadılar ve diğer Türk devletlerinde olduğu gibi Kuzey Kafkasya’daki millî hakimiyete de son verdiler. Şöyle ki, Bolşevikler Rusya’da cereyan eden iç savaştan galip çıktıktan sonra 3 Mart 1918 tarihinde yapılan Brest-Litovsk anlaşmasıyla da Batı’daki durumlarını da sağlamlaştırdılar. Bolşevikler bundan sonra Sergey Kirov ve Sergo Orconikidze idaresindeki silahlı kuvvetlerini Kuzey Kafkasya’ya doğru yönelttiler.


Bolşevik kuvvetleri ile Kuzey Kafkasyalılar arasında şiddetli çarpışmalar cereyan etti ve 11 kasım 1919 tarihinde iki taraf arasında mütareke yapıldı. Fakat tam bu sırada General Denikin komutasındaki Menşevik kuvvetleri ortaya çıktı. General Denikin, Batılıların da desteğini alarak Terek nehrinden Karadeniz’e kadar olan bölgeleri işgâl etti. Bunun üzerine Bolşevikler tekrar toparlanarak saldırıya geçtiler. Uzun süren çarpışmalardan sonra Bolşevikler Mart 1920’de Menşeviklerin mukavemetini kırdılar, 1921 yılı Haziran ayında da Birleşik Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ne son verdiler.

Buna rağmen, Karaçaylı General Mirzakul Kırımşavhal komutasındaki Karaçay-Malkar askerî birlikleri Bolşeviklere karşı direnişe devam etme kararı aldılar. Beş ay boyunca Karaçay-Malkar Türklerinin direnişini kıramayan Bolşevikler bu direnişin bütün Kuzey Kafkasya’ya yayılabileceği endişesiyle Karaçay-Malkar Türklerine daha geniş bir özerklik vaadinde bulundular. Bolşeviklerin bu sözüne kanan Karaçay-Malkar Türkleri de onlara anlaşma yapacaklarını bildirdiler. Fakat Şubat 1922’de Bolşevikler en seçkin askerî birlikleriyle Karaçay-Malkarlıların üzerine saldırdılar. Bu ani baskını beklemeyen Karaçay-Malkarlılar Bolşeviklerin saldırılarına karşı ancak üç ay dayanabildiler. Direniş kırıldıktan sonra Bolşevikler başta aydınlar ve subaylar olmak üzere isyâncıların hepsini kurşuna dizerek öldürdüler.



Bolşevikler Kuzey Kafkasya’daki millî direnişi kanlı bir şekilde bastırdıktan sonra, Karaçay-Malkar Türkleri ilk önce Sovyet hükümeti tarafından 1922 yılında kurulan Dağlı Halklar Sosyalist Cumhuriyeti içerisinde yer aldılar. Daha sonra Sovyet hükümeti bu cumhuriyeti feshederek 12 Ocak 1922 tarihinde Karaçay-Çerkes Muhtar Bölgesini, 16 Ocak 1922 tarihinde Kabardey-Balkar Muhtar Cumhuriyetini kurmuştur.

Sovyet Rejiminin Propagandası
Bolşevik ihtilâlinden Sovyetler Birliği’nin sona ermesine kadar süren uzun bir zaman içerisinde gerek Rusça, gerekse Karaçay-Malkar Türkçesiyle yayınlanan kültür ve edebiyâtla ilgili bütün kitap ve makalelerde Bolşevik ihtilâli ve Sovyet rejimi öncesinde Karaçay-Malkar Türklerinin okuma yazması ve matbuatı olmayan gayrı medenî bir toplum olduğu, öte yandan Sovyet rejiminin gelmesi sayesinde cahillikten kurtularak medenî bir hayata kavuştuğu şeklinde bir propaganda söz konusudur.

Bu kitap ve makalelerde propaganda edilen Sovyet rejimi öncesinde Karaçay-Malkar Türklerinde matbuat teçhizatının olmadığı hususu doğru olmakla birlikte bu durum onların okuma ve yazması olmayan, gayrı medenî bir toplum olduğu anlamına gelmez. Milletlerin ve devletlerin teknik donanımla ilgili gelişimi tarihî süreçle ilişkilidir. Karaçay-Malkar Türkleri baskıcı Çarlık Rusyası yönetimi ile korkunç ve câni Sovyet rejimi yerine bağımsız ve hür bir idareye sahip olsalardı şüphesiz matbuat için gerekli teçhizatı yine temin edebilirler, sözde Sovyet rejimi sayesinde kavuştukları “medenî hayat”tan bin kat daha ileri bir medeniyet seviyesine ulaşabilirlerdi. Daha açık bir ifadeyle, Çarlık Rusyası yönetimi döneminden itibaren başlayarak Sovyet rejimi döneminde daha da yoğun bir şekilde sürdürülen Ruslaştırma siyaseti olmasaydı, Karaçay-Malkar Türkleri gerek sosyal, gerekse teknik bakımdan bugünkünden çok daha ileri bir medenî hayata sahip olabilirlerdi.

Sovyet propagandasında söz konusu edilen okuma yazma hususuna gelince; Bolşevik ihtilâli öncesinde Karaçay-Malkar Türklerinin yaşadığı her kasaba ve köyde en az bir medrese mevcut olup insanlar söz konusu bu medreselerde gayet iyi tahsil görüyorlardı. Bunun dışında Dağıstan, Kırım, Kazan, Buhara, İstanbul ve Kahire medreseleri ile Çarlık Rusyası döneminde açılan muhtelif Rus okullarında yüksek tahsil görmüş olan Karaçay-Malkar aydınlarının sayısı oldukça fazladır. Meselâ Aysandır Abdullah Duda, Küçük Bayramuk, Yakup Akbay, İsmail Sultan Koçkar, Muhammet Hubiy, Cafer Haçir, Yusuf Haçir, Geriy Sılpagar, Abdurrahman Botaş, Muhammet Halil, Ali İsa Aci, Ramazan Kurgak, Şavhal Orusbiy, İsmail M. Orusbiy, Hamza Orusbiy, Süleyman Çabdar, Lokman Asan, Salih Barasbiy, Davut Şava, Lokman Gama, Şamil Başlo, Kâzım Möçü, İsmail Semen, İmmolat Hubiy, İlyas Bayramuk, Tohtar Bici, Nanı Tok, İslâm Kırımşavhal, Mirzakul Kırımşavhal, İslâm Duda, Sefer Ali Orusbiy, Nevruz Orusbiy, İsmail A. Orusbiy, Sultanbek Abay, Misost Abay, İsmail Abay, Hanife Abay, Firuze Şakman, Basiyat Şahan, Abay Şahan, İsmail Akbay, Ömer Ali, İslâm Hubiy, Hızır Halil, Said Halil, Said Şahmurza, Gemma Geben, Said Otar, Muhammet Eney ve daha adı sayılabilecek birçok millî aydın Bolşevik ihtilâli ve Sovyet rejiminden önce yüksek tahsil görerek yetişmişlerdir [Sozayev, 1986:8-12; Qaralanı, 1990:137; Bittirova, 1999:15, 20; Tebuyev-Hatuyev, 2002:124-128].



Bu millî aydınlar gerek dinî, gerekse sosyal muhtevada pek çok edebî ve ilmî eser ortaya koymuş ve bu eserlerini imkânları ölçüsünde Tiflis, Kırım, Dağıstan, Kazan, Ufa, Moskova ve Paris gibi kendi dönemlerinin kültür merkezlerinde yayınlamışlardır.

Sovyet rejimini propaganda eden söz konusu bu kitap ve makalelerde Karaçay-Malkar Türklerinin yazılı edebiyâtının ancak Sovyet rejimiyle birlikte teşekkül ettiği şeklinde geçen ifadeler de tarihi gerçeklere ters düşmektedir. Bolşevik ihtilâlinden çok daha önce Karaçay-Malkar Türklerinde kaynağını Şark edebiyâtından alarak beslenen zengin bir dinî edebiyât teşekkül etmiş durumdaydı. Meselâ Küçük Bayramuk, Yakup Akbay, Süleyman Çabdar, Lokman Asan, Kâzım Möçü, Yusuf Haçir, Geriy Sılpağar, İsmail Akbay ve daha birçok millî aydın 1900’lü yılların başında ve daha önceki dönemlerde kendi ana dilleriyle eserler ortaya koymuşlardır. Bu yüzden propaganda amaçlı bu ifadelerin değiştirilerek “Sovyet rejiminin kuruluş yıllarında teşekkül eden edebiyâtın Sovyet dönemi Karaçay-Malkar edebiyâtının başlangıcı olduğu” şeklinde düzeltilmesi gerekmektedir.

1917-1943 Yılları Arasındaki Edebiyât Dönemi

Sovyet dönemi Karaçay-Malkar edebiyâtı, Bolşevik ihtilâli sonrasında gelişme gösteren matbuat yani gazetecilik ve kitap basma faaliyetleriyle başlamıştır. Bolşevikler bir yandan Menşeviklere karşı silahlı mücadele yürütürken bir yandan da yerli halkı yanlarına çekmek için geniş çaplı propaganda faaliyetlerine başlamışlardır. Bu amaçla Batalpaşinski [bugünkü Çerkessk] şehrinde bir matbuat teçhizatı kurmuşlardır. Bolşevikler elbette bu matbuat teçhizatını Karaçay-Malkar Türklerinin medenî seviyesini yükseltmek için değil, Bolşevik hareketini ve Sovyet rejimini daha hızlı ve yoğun bir şekilde benimsetmek, yaygınlaştırmak ve uzun vadede Ruslaştırma siyasetini etkin kılmak için kurmuşlardır.

Karaçay-Malkar Türklerinde ilk matbuat faaliyetleri 4 Temmuz 1918 tarihinde Batalpaşinski şehrinde Komünistlerin yayın organı olan “İzvestiya Sovyetov Narodnıh Deputatov” [Halk Temsilcileri Konseyi Bülteni] adlı gazetenin yayınlanmasıyla başlamıştır. Rusça yayınlanan bu gazetede daha çok Bolşevik hareketi anlatılmakta ve halkı bu harekete davet eden tarzda haberler ve makaleler yayınlanmaktadır. 1920 yılı Nisan ayında bu gazetenin adı “Krasnıye Gorı Kubani” [Kızıl Kuban Dağlıları] şeklinde değişmiştir. Daha sonra bu gazete ileriki yıllarda da yayın hayatına devam edecek ve 1957 yılında “Leninskoye Znamya” [Lenin Bayrağı] adını alacaktır [Bilimgotlanı-Laypanlanı, 1975:158-161].

Millî alfabenin teşkili ve ana dilde eğitimle ilgili 1923 yılında İssi-Suv [bugünkü Pyatigorski] şehrinde bir toplantı düzenlenir. Toplantıda Karaçay-Malkar Türkçesi için alfabe çalışmaları yapılır ve Karaçay-Malkar’da faaliyet gösteren Rus okullarında çeşitli derslerin ana dilde öğretilmesi yönünde bir müfredat programı hazırlanır. Toplantının sonunda daha önceden İsmail Akbay, İsmail Abay, Ömer Ali ve Muhammet Eney’in Arap alfabesinden ıslah ederek hazırladıkları bir alfabe kabul edilir. Bunu müteakip 1923 yılında Ömer C. Ali’nin “Qaraçay Elible” [Karaçay Alfabesi] ile 1924 yılında Muhammet Eney’in “Malkar Alifbi” [Malkar Alfabesi] adlı kitapları yayınlanır. Bilâhare İsmail Akbay’ın 1916 yılında yayınlanan “Ana Tili” [Ana Dili] adlı kıraat bilgilerini ihtiva eden ilk okuma kitabı yeniden düzenlenip genişletilerek 1924 yılında tekrar yayınlanır [Hapayeva, 1993:138-147].

Bunu müteakip, 1922 yılından itibaren Batalpaşinski şehrinde Rusça yayınlanmaya başlayan “Gorskaya Bednota” [Fakir Dağlılar] gazetesi ile yayın hayatına 1924 yılının ilk yarısında başlayan “Gorskaya Jizn” [Dağlı Hayatı] gazetesinin muhtelif sayfalarında ve dağınık bir şekilde Karaçay-Malkar Türkçesiyle ilk defa haberler, makaleler, şiirler ve hikâyeler yayınlanmaya başlar. Daha sonra “Gorskaya Bednota” [Fakir Dağlılar] gazetesinin bir tam sayfası Karaçay-Malkar Türklerine tahsis edilir.

Genel olarak Rusça yayınlanan bu gazetelerin bünyesinde gerçekleştirilen bu kısa deneme sürecinden sonra 19 Ekim 1924 tarihinde Batalpaşinski şehrinde tamamı Karaçay-Malkar Türkçesiyle “Tawlu Caşaw” [Dağlı Hayatı] adında ilk Karaçay-Malkar gazetesi yayınlanmaya başlamıştır.

Profesyonel bir gazeteci olan İslâm Hubiy’in 1925 yılında “Tawlu Caşaw” [Dağlı Hayatı] gazetesinin başına gelmesinden sonra bu gazete hem kalite, hem de tiraj bakımından bir yükselme göstermiş, halk tarafından da büyük ilgi görmeye başlamıştır.

Halkın bu gazeteye ilgisini yansıtmakla birlikte çok önemli başka bir noktayı tespit etmek bakımından Karaçay’da Cögetey köyünden Muhammet Temirez adlı bir vatandaşın gazeteye göndermiş olduğu mektup oldukça ilginçtir. Mektupta şöyle denilmektedir: “Rüyada gibiyim. Bir gün elime “Tawlu Caşaw” [Dağlı Hayatı] gazetesinin bir sayısı geçti. Gazeteyi elime aldığımda önce ‘Hayret bu zamanda, bu Türk gazetesi de nereden çıktı ve buraya nasıl gelmiş’ diye şaşırdım. Sonra gazeteyi okumaya başladım. Okudukça gözlerime inanamadım. Çünkü Türkiye’den geldiğini sandığım gazetedeki yazıları okuduğumda ağzımdan çıkan sözcüklerin kendi ana dilimde olduğunu fark ettim. O kadar heyecanlandım ve sevindim ki ‘Artık benim milletim cahil değil, milletimin ana diliyle yayınlanan bir gazetesi var’ diye bağırarak sokak ortasında dans etmeye başladım.”

Bu kısa anekdotta görünüş itibariyle sıradan bir vatandaşın “Tawlu Caşaw” [Dağlı Hayatı] gazetesine karşı ilgisi ve sevinci yansıtılmaktadır. Arka planda ise sıradan bir vatandaş vasıtasıyla Karaçay-Malkar Türklerinin Sovyet rejimi öncesinde okuma yazması ve matbuatı olmayan gayri medenî bir toplum olduğu, Sovyet rejimi sonrasında ise cahillikten kurtularak medenî bir hayata kavuştuğu propagandası vardır. Halbuki yine bu kısa anekdotun bizzat kendisi bu propagandayı satır aralarındaki ifadelerle hükümsüz kılmaktadır. Şöyle ki, bu mektubu yazan şahsın ifadelerinden, Karaçay-Malkar Türklerine mensup sıradan bir vatandaşın bile Sovyet rejimi öncesinde kendi deyimiyle “Türk” yani “Türkiye” gazetelerinden haberdar olduğu ve bu gazeteleri takip ettiği, en önemlisi de bir Türk gazetesini okuyup anlayabilecek kadar Türkiye Türkçesi bildiği anlaşılmaktadır. Yani bu tespit, Karaçay-Malkar Türklerinin Sovyet rejimi sayesinde okuma yazmayı öğrenerek medeniyete kavuştukları yalanını açıkça ortaya koymaktadır. Burada Sovyet rejiminin Karaçay-Malkar Türkçesiyle gazete yayınlayarak yaptığı iş, o dönemde mantar gibi çoğalan Türkçe’nin yazı dillerine bir yenisini daha eklemek suretiyle Karaçay-Malkar Türklerinin başta Türkiye olmak üzere bütün Türk Dünyasıyla olan bağlarını koparmaktır.

“Tawlu Caşaw” [Dağlı Hayatı] gazetesinin kurulması ve yayın faaliyeti aşamasında aktif görev alan İsmail Akbay, Ömer C. Ali, İslâm Hubiy, İsa Karaköt, Hazret Örten, Esat Bici, Abidat Botaş, Abdülkerim Batça, Davut Baykul, Hasan Appa, Hasan Bostan ve daha birçok millî aydın büyük bir heyecanla bu gazetede makalelerini, şiirlerini ve hikâyelerini yayınlamaya başlamışlardır. Tabiatıyla Sovyet rejimi döneminde faaliyet gösteren bu gazetenin Sovyet rejimine aykırı bir yayın yapması düşünülemez. Bu itibarla yayınlanan bütün şiir ve yazıların muhtevası da rejimine uygun konuları ihtiva etmektedir.

“Tawlu Caşaw” [Dağlı Hayatı] gazetesi sırasıyla 1928 yılında “Tawlu Carlıla” [Fakir Dağlılar], 1934 yılında “Qızıl Qaraçay” [Kızıl Karaçay] ve 1959 yılında da “Leninni Bayrağı” [Lenin Bayrağı] adlarıyla 1991 yılına kadar yayın faaliyetine devam etmiştir. 1991 yılında “Qaraçay” [Karaçay] adını alan bu gazete haftada iki gün olmak üzere halen yayın hayatına devam etmektedir [Bilimgotlanı-Laypanlanı, 1975:162-166, 168, 170, 178, 183; Xubiylanı vd., 1988:56].

Malkar Türklerindeki gazetecilik faaliyetleri ise Haziran 1921 tarihinde Nalçik şehrinde Komünist Partisinin yayın organı olan "Krasnaya Kabarda" [Kızıl Kabardey] adıı gazetenin yayınlanmasıyla başlamıştır. Bu gazete de tamamen Rusça olarak yayınlanıyor ve Bolşevik ihtilâli ile Komünist ideolojiyi propaganda eden haber ve makaleleri ihtiva ediyordu. Bu gazete Haziran 1924 tarihinden itibaren "Karaxalq" [Fakir, Avam, Emekçi] adıyla Rusça, Karaçay-Malkar Türkçesi ve Kabardeyce yayınlanmaya başlamıştır. Baş yazarları Tavso Beppay ve Sohta Nasta olan bu gazetede Elcorka Akşayak, Muhammet Tsora, Salih Şava, Habu Katsi, Ahmet Bözü, İshak Guze, Çomay Uyana, Muharbiy Nöger, Hamit Temmo, Bert Gurtu, Azret Hola, Minaldan Şava gibi Malkarlı aydınların makaleleri yayınlanmıştır.

Bu gazete daha sonra sırasıyla 1931 yılında "Leninçi Col" [Lenin Yolu], 1957 yılında "Kommunizmge Col" [Komünizm Yolu] ve son olarak da “Zaman” adlaryla yayınlanmıştır. Söz konusu bu gazete halen Karaçay-Malkar Türçesiyle Nalçik şehrinde “Zaman” adıyla yayın hayatına devam etmektedir.

Sovyet dönemi Karaçay-Malkar edebiyâtının ilk dönemlerinde şiir ve nesrin ana teması Bolşevik ihtilâlini ve sonrasında kurulan Sovyet rejimini halka anlatmak ve benimsetmektir. Başta İsa Karaköt ve Hazret Örten olmak üzere Davut Baykul, Hasan Bostan ve diğerleri Bolşevik ihtilâlini sevinçle karşılamışlar, yeni kurulan Sovyet rejiminin iyiliğini ve rahatlığını öven coşkulu şiirler yazmışlardır. Ömer C. Ali ve İslâm Hubiy daha çok sosyal ve iktisadî konularla ilgili makaleler yazarken, Gemma Geben, Abidat Botaş, Abdülkerim Batça ve Hasan Appa ise piyes, hikâye ve roman gibi nesir türünde eserler vermişlerdir.

Bu eserlerde Karaçay-Malkar Türklerinin Bolşevik ihtilâli öncesindeki hayatı ile Sovyet hayatının mukayesesi ön plandadır. Sovyet dönemi öncesinde Karaçay-Malkar Türklerindeki sosyal tabakalar arasındaki çatışmalar anlatılmakta, Sovyet rejimi sayesinde fakir halkın zengin beylerin zulmünden kurtuldukları vurgulanmakta, bazı âdet ve geleneklerin bozukluğu, kötülüğü ifade edilerek millî değerler aşağılanmakta, dinin kültürü ve sanatı gerilettiği, milletin gelişmesinin önünde bir engel olarak durduğu işlenmektedir.

Bolşevik ihtilâli öncesinde daha çok dinî manzumeleriyle tanınan Kâzım Möçü ile Karaçay-Malkar Türklerinin en meşhur halk şairlerinden biri olan Kasbot Koçkar da yeni Sovyet düzenini destekleyici mahiyette şiirler yazmışlardır. Bu dönemde İsa Karaköt’ün “Caññı Şiirle” [Yeni Şiirler] adlı şiir kitabı yayınlanır. Arap harfleriyle ve Karaçay-Malkar Türkçesiyle 1924 yılında Moskova’da yayınlanan bu kitap Sovyet dönemi Karaçay-Malkar edebiyâtının ilk şiir kitabı olarak kabul edilmektedir [Xubiylanı vd., 1988:56].

Karaçaylı yazar İslâm Hubiy’in başkanlığında 9 Ağustos 1927 tarihinde Karaçay-Çerkes Şair ve Yazarlar Birliği kurulur. Bu teşkilatın yönetiminde İslâm Hubiy’in dışında yine Karaçaylı kadın şair ve tiyatro yazarı Abidat Botaş ile Çerkes şair ve yazarlar Muhammet Dışekov ile Halit Astajev bulunuyordu. Bu teşkilat bir yıl kadar faaliyet gösterdikten sonra 1928 yılında Çerkeslerden ayrı bir Karaçay Şair ve Yazarlar Birliği kurulmuştur. Bu teşkilatın şiir bölümünü İsa Karaköt ile Esat Bici, nesir bölümünü Abdülkerim Batça, tiyatro ve piyes bölümünü de Gemma Geben ile Abidat Botaş yürütmüşlerdir [Xubiylanı vd., 1988:59].

Ruslar 1926 yılında Sovyet hâkimiyeti altında yaşayan Türkler ile Türkiye arasındaki bağları koparmak için Arap kaynaklı Türk alfabesi yerine Latin alfabesi kullanma mecburiyeti getirmişlerdir. Bu tarihten sonra, İsmail Gaspıralı’dan beri millî birlik yolunda gayretler gösteren ceditçi aydınların Türk Dünyasında İstanbul Türkçesini dikkate alan ortak bir edebî dil meydana getirme çalışmalarının aksine Sovyet rejiminin yerleşip yaşayabilmesi için mahallî şiveleri öne çıkaran ve Türk topluluklarının isimleriyle anılan yeni diller yaratma faaliyetleri çok büyük önem kazanmıştır.

“Tawlu Caşaw” [Dağlı Hayatı] gazetesi ve diğer bütün matbuatın 1926 yılında Latin alfabesine geçmesiyle birbiri ardına kitaplar yayınlanmaya başlamıştır. İsmail Akbay’ın “Orus Tilden Qaraçay Tilge Tılmaç Kitabı” [Rusça-Karaçayca Sözlük, Batalpaşinski, 1926] adlı eseri, Esat Bici’nin “Bilim” [Bilim, 1926], Hazret Örten’in “Caññı Cırla” [Yeni Şarkılar, Rostov-Don, 1927] ve “Erkinlikni Ciltinleri” [Hürriyet Kıvılcımları, 1929], İsa Karaköt’ün “Revolüsiyon Cırla” [İhtilâl Şarkıları, Kislovodsk, 1931] adlı şiir kitapları, Ömer C. Ali’nin “Caññı Qaraçay Elible” [Yeni Karaçay Alfabesi, Moskova, 1927] ve “Birlikde Tirlik” [Birlikte Dirlik, 1929] adlı eserleri, Ömer Bayramkul’un “Qaraçay Tilni Grammatikası” [Karaçay Dilinin Grameri, 1931] adlı eseri, Hasan Appa’nın “Qara Kübür” [Kara Sandık, Mikoyan-Şahar, 1935, 1936, 1937] adlı romanı, “Almanax-Qaraçay Sovyet Xudojestvo Literaturanı Ülgüleri” [Karaçay Sovyet Sanatı ve Edebiyâtından Örnekler, Mikoyan-Şahar, 1936] adlı eser yayınlanır. Bu kitapta Hasan Appa’nın “Qara Kübür” [Kara Sandık] adlı romanından bölümler, İsa Karaköt, Hazret Örten ve Davut Baykul’un şiirleri, Abdülkerim Batça ve Abidat Botaş’ın hikâye ve piyesleri, Mihail Lermontov’un “Demon” [Şeytan] ve Maksim Gorki’nin “Pesnya o sokole” [Şahinin Şarkısı] adlı eserlerinin Esat Bici tarafından Karaçay-Malkar Türkçesine yapılan tercümeleri yer almaktadır. Yine Karaçaylı şairlerin müşterek hazırladıkları “Nazmula” [Şiirler, Mikoyan-Şahar, 1937] “Cırla bla İynarla” [Şarkılar ve Maniler, Mikoyan-Şahar, 1938], “Cırla bla Nazmula” [Şarkılar ve Şiirler, Mikoyan-Şahar, 1938], “Qaraçay Poetleni Almanaxı” [Karaçay Şairler Almanağı, 1940], “Stihi i Pesni” [Şiirler ve Şarkılar, Pyatigorsk, 1940] ve daha birçok eser yayınlanır [Xubiylanı vd., 1988:9, 56; Qaralanı-Borlaqlanı, 1990:6].

Bu eserler genellikle Bolşevik ihtilâli, Lenin, Stalin, Komünist Parti, Kızıl Ordu, kadınların durumu ve toplumun büyük baskısı altında olmaları, kız çocuklarının aileleri tarafından okutulmayarak özellikle cahil bırakılmaları gibi konuları ihtiva etmektedir.

Bu dönemde yayınlanan Ömer C. Ali’nin “Caññı Qaraçay Elible” [Yeni Karaçay Alfabesi, Moskova, 1927] adlı kitabında Arap ve Latin harfleriyle karşılaştırmalı olarak verilen alfabe ve kıraat bilgilerinin yanı sıra Sovyet rejimini propaganda eden şiirler ve metinler de yer almaktadır.

Hazret Örten’in “Caññı Cırla” [Yeni Şarkılar, Rostov-Don, 1927] adlı kitabı baştan sonra Bolşevik ihtilâli öncesi Karaçay-Malkar Türklerinin toplumsal yapısını eleştiren ve Sovyet rejimini öven tarzda şiirleri ihtiva etmektedir.

Ömer Bayramkul’un “Qaraçay Tilni Grammatikası” [Karaçay Dilinin Grameri, Kislovodsk, 1931] adlı ilmî çalışması aynı zamanda Karaçay-Malkar Türkçesiyle yazılmış ilk gramer kitabıdır.
Oldukça ilginç olan bu kitabın başında Sovyet rejimine uygun bir önsöz yazılmış olmakla birlikte eserin muhtelif yerlerinde Türk dünyasının dil ve edebiyât alanında birleşmesi gerektiği ifade edilerek üstü kapalı da olsa Türk milliyetçiliği fikri savunulmaktadır. Meselâ eserin 6. sayfasında şu ifadeler yer almaktadır: “Karaçay dili Türk dillerinden biridir. Karaçay ve Malkar dili arasında ise farklılık yok gibidir. Bu dilde yaklaşık yüz bin kişi konuşmaktadır. Bununla birlikte Karaçay-Malkar dilini bilen bir kişi pek çok Türk halkıyla hiç zorlanmadan konuşup anlaşabilir; Kırım Tatar, Nogay, Kazan Tatar, Özbek, Türkmen, Azerbaycan ve Osmanlı Türklerinin dilleri Karaçay-Malkar diliyle aynı köktendir. Bu dillerin bir kısmında edebiyât ve bilim gelişmiş vaziyettedir. Karaçay’ın edebiyâtını da bunlarla birleştirmek gerekir. Çünkü Sovyet rejimi sayesinde kendi ana dilimizle okuma ve eğitim yapma imkânımız olmakla birlikte Karaçay ve Malkarlıların nüfusu az olduğundan ana dilde edebiyât teşekkül ettirmek çok zordur. SSCB’de yaşayan Türk halklarının alfabelerini ve imlâlarını muadil kılmak için Türkoloji kurultayları yapılmaktadır. Alfabe ile imlâ aynı olursa Türk halkları birbirlerinin kitaplarını rahatça okuyup anlayabileceklerdir.” Ömer Bayramkul’un eserinde dönemin tehlikeli şartlarına rağmen böylesine cesur bir şekilde Türk birliği fikrini ortaya koyması bizi hayrete düşürmekte ve aynı zamanda gururlandırmaktadır

Bu dönemde Karaçay-Malkar Türkçesiyle yazılıp sahneye konulan piyeslerin çokluğu da dikkat çekmektedir. Bu piyeslerin konusu genellikle Sovyet rejimi öncesi Karaçay-Malkar Türklerinin toplum yapısındaki sosyal tabakalar arası çatışmalar, Bolşevik ihtilâli ve Bolşevik-Menşevik çatışmalarıyla ilgilidir. Meselâ Ali Korkmaz’ın “Qızıl Askerni Tamadasın Kadetlege Cesirge Tüşgeni” [Kızıl Ordu’nun Komutanının Menşeviklere Esir Düşmesi, 1929] adlı bir perdelik piyesi ve Abdülkerim Batça’nın “Axmat-Batır” [Ahmet-Batır, 1933] adlı beş perdelik piyesi ile Barasbiy Çotça’nın “Urlaññan Murat” [Çalınan Murat, Mikoyan-Şahar, 1936] adlı altı perdelik piyesi bunların başında gelmektedir.

Ali Korkmaz’ın eserinde Karaçay’daki Bolşevik kuvvetlerinin komutanı olan Davut’un Menşeviklere esir düştüğü fakat her türlü baskı ve işkenceye rağmen Bolşeviklik davasından vazgeçmediği anlatılmaktadır. Menşevikler esir aldıkları Davut’u önce parayla satın almaya çalışırlar fakat buna muvaffak olamayınca türlü işkenceler yaparlar. Ancak Davut yine de davasından dönmez. Eserinde sonunda ise Bolşevik kuvvetleri yetişerek Davut’u Menşeviklerin elinden kurtarırlar. Abdülkerim Batça’nın eserinde yine Bolşevik ihtilâli ve Sovyet rejiminin kurulması sırasında yaşanan mücadeleler anlatılmaktadır [Qaralanı, 1978:195-198].

Barasbiy Çotça’nın “Urlaññan Murat” [Çalınan Murat] adlı eserinde ise Bolşevik ihtilâli öncesinde Karaçay-Malkar Türklerinin toplum yapısı proleter bir bakış açısıyla anlatılarak sosyal tabakalar arasındaki çatışmalar sergilenmekte, yönetime hakim olan beyler sert bir şekilde eleştirilmektedir. Eserin sonunda Bolşevik ihtilâliyle birlikte beylerin zulmünden kurtulan fakir halkın sevinci anlatılmakta ve perde enternasyonal marşıyla kapanmaktadır [Çotçalanı, 1936:3-38].

Bu dönemde millî şair ve yazarların Komünist Partinin istediği etkide eserler ortaya koyamadıklarından olsa gerek, Komünist Partinin direktifleri doğrultusunda Sovyet rejimini ve Rus kültürünü benimsetmek amacıyla gerek Sovyet dönemi öncesi ve gerekse Sovyet dönemi sonrası birçok Rus şair ve yazarın eserlerinin Karaçay-Malkar Türkçesine tercüme edilerek yayınlandığı görülmektedir.

İsa Karaköt başta “Enternasyonal” marşı olmak üzere “Smelo, tovarişçi, v nogu” [Haydi Yoldaşlar Hep Birlikte Yürüyelim] gibi birçok Bolşevik marşını, A. Puşkin’in “Uznik” [Esir] ve “Tuçi” [Bulutlar], M. Lermontov’un “Şairin Ölümü” adlı eserlerini tercüme ederek yayınlamıştır. Rus şair ve yazarların eserlerini Karaçay-Malkar Türkçesine tercüme etmedeki ustalığıyla meşhur olan Esat Bici ise İvan Krılov’un “Lebed, Rak i Şçuka” [Kuğu, Yengeç ve Balık], “Vorona i Lisitsa” [Karga ile Tilki] ve “Prohojiye i Sobaki” [Yolcular ve Köpekler] adlı manzûm hikâyelerini, M. Lermontov’un “Demon” [Şeytan] adlı şiirini, Maksim Gorki’nin “Pesnya o burevestnike” [Martı Kuşunun Şarkısı] ile “Pesnya o sokole” [Şahinin Şarkısı] adlı eserlerini tercüme ederek yayınlamıştır. Ali Hasan da Dimitri Mamin-Sibiryak’ın “Akboz At” adlı hikâyesini Rusça’dan tercüme ederek yayınlamıştır [1928]. Bunların dışında yine birçok Rus şair ve yazarın çeşitli eserleri bölümler halinde tercüme edilerek ders kitaplarına konulmuştur. Meselâ Lev Tolstoy’un “Kavkazskiy Plennik” [Kafkas Esiri] ve Anton Çehov’un “Kaştanka” [Kestane] adlı eserleri bunlara birkaç örnektir [Xubiylanı vd., 1988:57].

Karaçay-Malkar Türklerini temsilen Abdülkerim Batça’nın da katıldığı 1934 yılı Ağustos ayında Moskova’da yapılan I. Sovyet Şair ve Yazarlar Kurultayında Maksim Gorki “Sovyet Edebiyâtı Üzerine” başlıklı bildirisinde “Sosyalist Realizm” [Toplumcu Gerçekçilik] anlayışının kıstaslarını ve metotlarını belirlemiştir. Buna göre bütün şair ve yazarlar bundan sonra eserlerinde yeni Sovyet hayatı ve insanını anlatacaklardır [Qaralanı-Borlaqlanı, 1990:6].

Bu kurultayın ardından Sosyalist realizm anlayışı devletin resmî edebiyât politikası olarak kabul edilmiştir. Edebî faaliyetlerin tezli ve eğitici bir işlevinin olması gerektiğini ileri süren Sosyalist realizmin ilkelerine göre edebî eserlerin temel amacı Komünizmi ve Sosyalist değerleri topluma yaymaktır. Ferdîyetçiliği reddeden, kollektif dayanışmayı ön plana çıkaran bu anlayış edebiyâtta iyimser ve gerçekçi bir bakış açısının olması gerektiğini savunmaktadır. Bu da ancak toplumu Marksist-Leninist dünya görüşüyle yeniden yorumlamakla mümkündür.

K. Zelinski, Sosyalist realizm anlayışını “Komünizmi kuran halk yığınlarının canlı yaratıcılıklarının yeni ögelerini sanatsal bir biçim altında dile getirmek, tespit etmek ve genelleştirmek” şeklinde tarif etmektedir. Prof. Dr. Şuayip Karakaş ise “Sosyalist realizmin gerçekte toplumun bütün değerlerini reddetmek ve onların yerine 20. yüzyıl Rus yayılmacılığını, sömürgeciliğini ve Ruslaştırmacılığı ifade eden Sovyet ideolojisinin prensiplerini îman esasları şeklinde yerleştirmek” olduğunu söylemektedir [Karakaş, 1999:298].

Sosyalist realizmin amaçlarından biri de edebî eserlerin “enternasyonal” [çok milletli] bir karaktere sahip olmasıdır. Buna göre Sovyet hakimiyetindeki milletlerin edebiyâtları şekil olarak “millî” olabilir fakat muhteva bakımından “sosyalist” olmak zorundadır. Sosyalist realizm anlayışı, J. Stalin’in ölümünden sonra muhtelif değişmeler ve yeniliklere rağmen Sovyetler Birliği’nin yıkılışına kadar devletin resmî edebiyât politikası olarak kalmıştır.

Sosyalist realizm anlayışı her zaman Komünist Partinin ideolojisine ve icraatlarına dayanmıştır. Ayrıca bütün şair ve yazarlar eserlerini yayınlamak için Komünist Partinin politikalarına uymak zorundadırlar. Dahası, Sovyet Şair ve Yazarlar Birliğine üye olmadan eserlerinin basılması da imkânsızdır. Bu itibarla, 1990 yılında yayınlanan gerek ilmî, gerekse edebî eserlerde bile Komünist Partinin bu etkisi çok açık bir şekilde görülmektedir.

Sovyet Şair ve Yazarlar Kurultayından sonra Komünist Partinin direktifleri doğrultusunda Karaçay-Malkarlı şair ve yazarlar, Sovyet edebiyâtında nesir ve şiirin peygamberleri kabul edilen Maksim Gorki ile Vladimir Mayakovski’nin eserlerini örnek alarak daha bir şevk ve heyecanla Sovyet rejimi, yeni hayat tarzı ve yeni insan modeli konularını işlemeye başlamışlardır. Bu dönemde verilen eserlerde eski hayat ile yeni Sovyet hayatının mukayesesi en önemli temalardan biridir.

Sovyet hükümeti bununla da yetinmemiş, komünist ideolojiyi daha geniş bir şekilde yaymak ve benimsetmek amacıyla halk şairlerine de el atmıştır. Komünist Partinin direktifleriyle Kuzey Kafkasyalı halk şairleri Sovyet ideolojisini öven tarzda şiirler icra etmek mecburiyetinde kalmışlardır.

Kuzey Kafkasyalı halk şairlerinin bir kısmı Komünist Partinin bu emrine istemeyerek boyun eğmiş, bir kısmı da isteyerek ve canı gönülden bu emri tatbik etmişlerdir. İkinci grupta yer alan halk şairleri, Sovyet hükümeti tarafından cömertçe sağlanan maddî imkân ve imtiyazlar karşılığında Komünist Partisinin emirleri doğrultusunda eserler vermişlerdir. Bunların içinde en önemli ve etkili olanı Kuzey Kafkasya’nın en meşhur halk şairlerinden biri olan Dağıstanlı [Lezgi] Süleyman Stalski’dir [1869-1937]. Hakikâten oldukça kâbiliyetli olan bu ihtiyar halk şairi, yine millî eserleri Rusça’ya tercüme etme konusunda kâbiliyetli bir şair ve mütercim olan Dağıstanlı [Lak] Efendi Kapiyev [1909-1944] sayesinde ve Sovyet liderlerine methiyeler yazmak suretiyle Sovyet döneminde Kuzey Kafkasya’nın neredeyse birinci adamı olmuştur. Süleyman Stalski bu methiyeleri sayesinde 1936 yılında Moskova’ya davet edilerek Lenin nişanıyla taltif edilmiş, kendisine birçok hediyelerle beraber bir de otomobil hediye edilmiştir. Süleyman Stalski, Lenin nişanını J. Stalin’in elinden aldığı sırada kendisinden geçerek “Ben bugün yetmiş yaşına geldim, fakat bütün bir hayatım bu 70 dakikaya değmez. Sıhhatimi ve kuvvetimi hiç esirgemeden Sovyet vatanı için adamaya söz veriyorum” diye haykırmıştır. Ne var ki Süleyman Stalski’ye bu vaatlerini yerine getirmek nasip olmamıştır. 1937 yılında, millî komünist aydınların “Sovyet aleyhtarlığı ve burjuva milliyetçiliği” ithamıyla tutuklanarak öldürülmelerine daha fazla dayanamamış ve ani bir kalp krizi sebebiyle hayatını kaybetmiştir.

Bunun üzerine Kuzey Kafkasya’da ikinci bir Süleyman Stalski yaratmak amacıyla başka bir halk şairi aramaya başlayan Komünist Parti yetkilileri nihayet sözlü gelenek sahasında yeni yeni şöhret kazanmaya başlayan Karaçaylı halk şairi İsmail Semen’i [1891-1981] buldular. İsmail Semen bu dönemde Ermenilerin “David Sasun” adlı destanının 1000. yılı sebebiyle 1936 yılında Erivan’da düzenlenen Sovyetler Birliği Halk Şairleri Yarışmasında birinci olmuş ve böylelikle adını bütün SSCB’ye duyurmuştu. Komünist Parti yetkilileri ve Efendi Kapiyev geleceğin büyük Sovyet halk şairini keşfetmiş olmanın sevinciyle hemen İsmail Semen’le görüşerek birtakım imtiyazlar karşılığında kendisinden Sovyet rejimini ve liderlerini öven tarzda eserler vermesini istediler. Fakat hiç ummadıkları bir şekilde İsmail Semen’den ret cevabı aldılar. İsmail Semen o dönemde Karaçay-Malkar’da uygulanan Sovyet baskısı ve millî aydınların büyük bir bölümünün katledilmesi sebebiyle Efendi Kapiyev’in teklifini kabul etmemiştir. Ancak İsmail Semen’in bu hareketi onun edebî hayatının sonunu getirmiştir. Bu tarihten sonra İsmail Semen’in hiçbir eseri yayınlanmamış, hatta herhangi bir edebiyât kitabında adının geçmesi dahi yasaklanmıştır. Çok yaygın ve halk tarafından sevilen “Miññitaw” [Elbruz Dağı] ve “Aqtamaq” [Ak Boyunlu] gibi bazı şiirleri birkaç kitapta “anonim halk şarkısı” şeklinde verilmiştir. İsmail Semen’in eserleri 1990’lı yıllardan sonra kitap halinde yayınlanmaya başlamıştır. İsmail Semen’in şiirlerinde vatan, millet ve tabiat sevgisinin hakim olduğu görülmektedir. Ayrıca J. Stalin başta olmak üzere bazı Sovyet liderlerini sert şekilde eleştiren şiirleri de dikkat çekmektedir.

Komünist Parti yetkilileri İsmail Semen’den yüz bulamayınca Karaçay-Malkar Türklerinin bir başka meşhur halk şairi olan Kasbot Koçkar [1834-1940] ile temas kurdular. Yüz yaşını çoktan aşmış olan bu yaşlı halk şairi Sovyet hükümetinin istediği şekilde Lenin, Sovyet hayatı ve Komünist Partiyi öven tarzda eserler vermiş veya onun adıyla birileri bu şiirleri kaleme almıştır. Meselâ “Caş Boldum” [Gençleştim] adlı şiirinde Kasbot Koçkar Bolşevik ihtilâli ve Sovyet rejimiyle birlikte dünyaya yeniden doğmuş gibi olduğunu anlatmaktadır. Fakat Kasbot Koçkar’ın bu tür şiirleri, bir Süleyman Stalski veya Kazak Türklerinin meşhur halk şairi Cambıl Cabayev’in şiirleri gibi istenilen düzeyde bir etki sağlayamadığından Komünist Parti yetkilileri bu yaşlı halk şairine Sovyet tarzı şiirler söylettirmekten vazgeçmişledir. Zaten onların temposuna daha fazla dayanamayan Kasbot Koçkar da bir hafta sonra hayatını kaybetmiştir [Karça, 1961:71-72; Karça, 1969:35-36; Xubiylanı vd., 1988; 29-35; Xabiçlanı, 1986:32-42, 210-240; Semenlanı, 1992:3-29; Töppelanı, 1995:141].

Bolşevik ihtilâli sonrasında komünistlerin hakimiyet sınırları içerisinde kalan Türk boyları hürriyetlerini tekrar elde etmek için 1920’li yılların ortalarına kadar muhtelif tarih ve yerlerde irili ufaklı birçok isyan çıkarmışlarsa da bunların hiçbiri neticeye ulaşamamış ve Rusların acımasız ve kanlı bir şekilde tatbik edilen katliamından kurtulamamışlardır. 1920’li yılların ortalarına gelindiğinde Sovyet rejimi öncesinde yetişmiş millî aydınların birkaçı istisna olmak üzere pek çoğu Ruslar tarafından öldürülmüşlerdir. Bu tarihten sonra Sovyet rejimi yerine oturtulmuş, başta Türk boyları olmak üzere bütün Rus olmayan milletler itaat altına alınmıştır.

Hal böyle iken 1930’lu yılların sonuna doğru hiç beklenmeyen ikinci bir katliam daha gerçekleşmiştir. Komünist Parti Genel Sekreteri J. Stalin ve emrindeki Komünist Partisi Merkez Yürütme Kurulu üyeleri Sovyetler Birliği çapında fakat bilhassa Türk yurtlarında bir “Temizlik Harekâtı”na başladılar.

Türk yurtlarında Sovyet rejiminin iyice yerleşmesinden sonra artık millî komünistlere ihtiyaç kalmamıştı. Bu yüzden de Ruslar belli bir taktikle aşama aşama Türk yurtlarında Komünist Parti ve devlet idaresinde görev yapan millî aydınları birer birer tasfiye etmeye ve bunların yerine Rusları getirmeye başladılar. Millî komünistler elbette bu duruma tepkisiz kalamazlardı. Fakat Rusların bu oyununu anlamakta maalesef geç kalmışlardı.

Millî aydınlar devlet idaresinin Ruslaştırılmasına karşı tepki göstermeye, J. Stalin ve diğer üst düzey Sovyet liderlerine mektuplar yazmaya başladılar. Millî komünistlerin bu tepkileri yükselmeye ve zaten Sovyet rejimini hiçbir zaman içine sindiremeyen halkın da bu tepkiye destek vermesi üzerine Rusların tasfiye harekâtı bir anda katliama dönüşüverdi.
 
Forum (Nığış) » GENEL BÖLÜM » Edebiyat Sanat » Karaçay-Malkar Edebiyatı
Page 1 of 11
Search:

Copyright Karachay © 2017